BOLU KAFKAS DERNEĞİ
2006 | TEMMUZ
......................................................................ANASAYFA....DERNEGIMIZ....MESAJLAR....MESAJYAZ....İLETİŞİM
DUNYA CERKES BIRLIGI
KAFKAS DERNEKLERI FED. NART MİTİLOJİSİ
GENÇLİK KOMİSYONU
KAFKAS CUMHURİYETLERİ
ÇERKESLERİN TARİHİ
ÇİZGİLERLE ÇERKESLER
ÇERKES MUTFAGI
ÇERKESLERDE SOSYAL HAYAT
ÇERKES İSİMİLERİ
ETKINLIKLERIMIZ
GUNCEL
"Bir ihtimal daha var"

DUYURULAR
Bolu Kafkas Derneği olarak 23.01.2011 tarihinde Olağan Genel Kurulu yapmış bulunmaktayız. Yeni yönetim kurulu şu şekilde oluşturulmuştur. Ercan GÜLEN (Başkan), Kürşad ÖZCAN (Başkan Yardımcısı), Fuat COŞKUN ( ), Murat SEYOK (Üye), Cevher ALTUĞ (Muha


DUYURULAR
...

DUYURULAR
..


Bin sekizyüzlü yılların ikinci yarısından sonra Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasına sürgün edilmeleri ile birlikte, Kuzey Kafkas Halkları’nın yok oluş süreci de başlamıştır.

Kuzey Kafkasya’dan tüm dünyaya dağılan ve Çerkes ortak adı ile tanınan bu halklar, beş bin yıllık bir kültür birikimini de, gittikleri coğrafyalara taşımışlardır. Bu kadim kültür, Kafkasya coğrafyasında doğmuş ve hayatın pratiği içinde sözel olarak kesintisiz bir biçimde kuşaktan kuşağa aktarılmış, aktarılırken de gelişmiş ve mükemmelleşmiştir. Bu bakımdan, insanlık tarihinin eşsiz bir hazinesidir.

Çerkes halkları Adige ve Abhaz olmak üzere iki büyük ana kola sahiptir. Asetinler ve Çeçenler gibi diğer Kuzey Kafkas Halkları da, daha az sayılarla diasporada bulunmaktadırlar. Tüm bu halklar, farklı dil ve lehçelere sahip daha küçük kavimlere ayrılmakta iseler de, ortak bir kültür ve kaderi paylaşmaktadırlar.

Çerkesler, geniş bir coğrafyada dağınık halde yaşamaktadırlar. Önceleri köylerde küçük topluluklar halinde yaşayan Çerkesler’in, kısmen kültür ve dillerini yaşama ve yaşatma şansları olmuştur. Kırsalın boşalması ile büyük kentlere taşınan Çerkesler, buralarda mahalleler kurarak birlikte yaşama şansına sahip olmadıklarından, kültür ve dili günlük yaşam pratiğine uygulama şansını kaybetmişlerdir. Böylece Çerkes halkının yok oluş süreci hızlanmıştır.

Bin dokuzyüzlü yılların başından itibaren, dil ve kültürünün yok oluşundan acı duyan, bu yok oluşa karşı çareler arayan aydın bir kesim de hep var olmuştur. Ancak Çerkes aydınlarının asimilasyona karşı halkı bilinçlendirmesi, geçmiş yılların şartlarında mümkün olamamıştır. Böylece Çerkesler’in büyük çoğunluğu kimliğine sahip çıkma, kültürünü ve dilini koruyarak yeni kuşaklara aktarma bilinç ve idealinden yoksun kalmıştır. Dahası, geniş bir coğrafyada çok farklı çevreler ile etkileşimler neticesinde bir birinden çok bağımsız, habersiz ve farklı anlayışlar, kimlikler ve kişilikler ortaya çıkmıştır. Öyle ki, her bir Çerkes’in kendine özgü bir Çerkes tarifi, asimilasyona yaklaşımı, içinde yaşadığımız ülkeye ve de Kafkasya’ya bakışı bulunmaktadır. Bunun üzerine, toplumumuzda sık görülmeye başlanan bir karakter tiplemesini de ilave ettiğimizde, bir ideal etrafında birleştirilmesi imkânsız olan bir Çerkes toplumu yapısı ortaya çıkmaktadır. Çerkes toplumunda insana verilen değer çok büyüktür ve toplum içinde herkesin yeterince söz hakkı vardır. İşte bu sosyal yapının da etkisi ile öz benliği biraz fazla güçlü, her ortamda her konuda gereğinden fazla konuşan karakter tiplemeleri ile sıklıkla karşılaşılmaktadır. Bu karakterdeki bir kişi hiç okuyup araştırmamış olsa da, her konudan haberdardır ve her şeyin doğrusunu o bilir. Muhatabının konu hakkındaki birikimleri ve deneyimlerinin bir kıymeti yoktur. Kendi bildiği ve savunduğu şey doğrudur. O nedenle kendi inisiyatifi ve bilgisi dışında yapılan her şey yanlıştır. Bir iş yapılıyor ise kendi onayı ile yapılmalıdır. Bu eleştirel yaklaşımından dolayı hiçbir işin ucundan tutmaz. Yapılan hiçbir iyi şeyi takdir edip desteklemez. Çerkesler’de canlı bir sosyal yapı vardır. Herkesin herkesle bir şekilde bir bağlantısı bulunmaktadır. Bu sosyal yapı, negatif yaklaşımlara sahip söz konusu kişilerin toplum üzerine etki yapmalarını kolaylaştırmakta, bu sayede toplum, sorunlara karşı duyarsızlaşmaktadır.

Ancak şunu belirtmek gerekir ki; geçmişin zor olan ekonomik, coğrafi ve yasal şartları altında Çerkes aydınları büyük işler başarmışlardır. Dergiler, gazeteler, kitaplar yayınlamışlar, ulaşabildikleri gençleri bilinçlendirmişlerdir. Çerkesler’in yok olmaması için ortak ilkeler belirleyen ve bu ortak ilkeler doğrultusunda çalışan bugünün fedakâr kadroları, geçmişteki bu çabaların ürünüdür.

Çerkes dilleri ve kültürü hem Kafkasya da, hem de diasporada yok olma tehlikesi altındadır. Tartışmasız bir gerçek olan bu tespit, kimliğini inkâr etmeyen her Çerkes’in ortak noktasıdır. Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, böyle bir sorunun varlığını kabul eden ancak bunun bir sorun olmadığını düşünen oldukça geniş bir duyarsız kesim de mevcuttur. Bunun yanında Çerkes olup ta, Çerkesler’in kendine has dilleri ve bir kültürü olduğundan habersiz bir çok insanımız da mevcuttur.

Diasporada Kurulan Çerkes Dernekleri

Değişik adlarla kurulan Kafkas Kültür Dernekleri, Çerkesler’in asimilasyona karşı çare aradıkları, bu amaçla bir araya gelip örgütlendikleri yegâne yerlerdir. Dernekler, 1960-1970’li yıllarda önemli ve başarılı çalışmalar yapmışlardır. On iki Eylül askeri darbesinden sonra, Çerkes aydınları yeniden derneklerini açmışlar ve askeri darbenin olağan üstü şartlarında özveriyle çalışmışlardır. Bu arada şu fark edilmiştir ki, her ilde üç beş fedakâr insanın omuzlarına yüklenen bir derneğin, tek başına bütün bir yok oluş ağırlığının altından kalkması mümkün değildir. O halde dernekler güçlerini birleştirmelidir. Böylece Ankara Kuzey Kafkas Kültür Derneği öncülüğünde yeniden tek çatı altında birleşme çalışmaları başlatılmıştır. Doksanlı yılların kanunları ile derneklerin Federasyon çatısı altında birleşmeleri mümkün değildi. Ancak Ankara merkezli bir derneğin şubeleri olma şeklinde bir birleşme mümkündü. Birçok dernek için şubeye dönüşmek, kabul edilmesi zor bir fikirdi. Buna rağmen Türkiye çapında 37 şubeli bir dernek yapısı oluşturulmuştur.

Bu birleşme çalışmaları ile aynı zaman dilimi içerisinde, muhalif ve de alternatif dernekçilik hareketleri de başlatıldı. Bu muhalif hareketlerin başını çekenler, genellikle 12 Eylül öncesinde hiçbir şekilde Kafkas Dernekleri bünyesinde çalışmalara katılmamış, derneklerimizden özellikle uzak durmuş, farklı siyasi kulvarlarda farklı siyasi görüşler için mücadele vermiş insanlardı. Bunların bir kısmı da, devletin üst düzey bürokrasisinde bulunmuş ve bulunduğu makamın gereği olarak Çerkes kimliğinden özellikle uzak kalmak zorunda kalmış insanlardı. 12 Eylül sonrasında, siyasi görüş ve bu siyasi görüşlere göre şekillenmiş sosyal çevrelerin yok edildiği bir ortamda, kendilerine yeni sosyal çevre arayan bu insanlar Kafkas Derneklerine yönelmişlerdir. Bunların bir kısmı, bir süreliğine Kafkas Dernekleri bünyesinde de çalışmışlardır. Son yüz yılı kapsayan bir zaman dilimi içerisinde, Çerkes aydınları tarafından olgunlaştırılan bir dernekçilik anlayışı ve bir ilkeler silsilesi vardı ki, bu ilkeler 1990’lı yıllarda iyice şekillenmiş ve somutlaşmıştır. Bu ilkeleri benimseyen Kafkas Dernekleri kadroları ile onun bünyesine 90’lı yıllarda katılan yeni Çerkesler’in anlayış ve yaklaşımlarının uyuşması zaten mümkün değildi. Kafkas Derneklerinin birleşmesini kendince tehlike olarak algılayan bir kısım çevrelerin de muhtemel teşviki ile muhalif hareketler başlatıldı. Bu yeni dernekçilik hareketi, 100 yıllık Kafkas Dernekleri birikimini, anlayışını ve ilkelerini de hedef aldılar. Geliştirdikleri söylemlerle, Çerkes kültürüne kendini adamış aydınları ve onların Derneklerini hedef aldılar. Bu muhalif dernekler, Kafkas Dernekleri Federasyonu, Dünya Çerkes Birliği ve Avrupalı Çerkesler Federasyonu gibi Çerkesler’in köklü örgütlerine hala karşıdırlar ve acımasız ithamlarda bulunmaktadırlar. Bu kurumları ve kadrolarını komünist, Rusçu, dinsiz, hain gibi sıfatlarla nitelemektedirler. Neyse ki ortaya çıkan bu muhalif hareket, toplum tarafından pek tasvip edilmemektedir.



Avrupa Birliği yolunda demokratik açılımların hız kazandığı ve özgürlük alanlarının genişlediği 2003 sonrası günümüz Türkiye’sinde, sivil toplum örgütlerinin yaygınlaşması teşvik edilmektedir. Bu ortam, Kafkas derneklerinden uzak duran, ancak kimliğini hala hatırlayan bir kısım Çerkesleri de harekete geçirmiştir. Bu insanlar Çerkes kültürünü yaşayacakları bir ortama ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak bir taraftan da, Kafkas derneklerindeki kadrolardan doğal olarak anlayışları farklıdır. Bu anlayış farkı üstüne, Çerkesler’de sık karşılaşılan tipik karakter tiplemesini de ilave ettiğimizde, yeni derneklerin açılması sürpriz olmamalıdır. Zaten anlayışlar bu denli farklı iken, bu farklı anlayışları bir dernek çatısı altında birleştirmek, önceden belirlenmiş ilkelerde bağlı kılmak hemen hemen imkânsızdır. Burada, yeni dernekçilerle polemiğe girmemek en doğru yol olacaktır. Bu yeni derneklere gerektiğinde destek olunmalı, fikirlerinin ve beklentilerin, tecrübe ile birlikte olgunlaşması beklenmelidir. Türkiye’de dernekçilik gerçekten zordur. Maddi ve manevi fedakârlıklar gerektirmektedir. İsteyen herkesin bu deneyimleri özgürce yaşamasına müsaade edilmelidir. Zaten önümüzde başka bir seçenekte bulunmamaktadır. Ayrıca yeni dernekçilerin mevcut dernekleri zaman zaman acımasızca eleştirecekleri kesine yakın bir öngörüdür. Yeni dernek açanlarla bir tartışma içerisine girmekten, kaçınılmalıdır. Tartışma ortamı, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nu ve ona bağlı dernekleri yıpratırken, muhalif derneklerin motivasyonunu arttıracaktır. Çerkes toplumunu, aslında dar bir çevre olarak tarif etmek mümkündür. Sülale, akrabalık, arkadaşlık ve tanışıklık gibi herkesin herkesle bir şekilde bağlantısı çıkmaktadır. Bu bağlantılar sayesinde her bir Çerkes’in toplumda bir yeri, hitap ettiği geniş bir çevresi vardır. Bu durumda Kafkas Dernekleri adına üçüncü şahıslarla girilecek polemikler, görünen ve beklenenin ötesinde bir tahribata yol açmaktadır. Bir geçiş dönemindeyiz ve bazı şeyleri zamana bırakmak gerekiyor. Kafkas Dernekleri Federasyonu Çerkesler’in vazgeçilmezidir. Samimi olarak Çerkeslik adına çalışan her kurum ve bireyin yolu Kafkas Dernekleri Federasyon ile bir şekilde kesişecektir.

Kafkas Araştırma Kültür Dayanışma Vakfı

Kafkas Dernekleri’ni kuran ve destekleyen büyüklerimiz 24 Ocak 2000 yılında Kafkas Araştırma Kültür Dayanışma Vakfını (KAF-DAV) kurmuşlardır. Ankara merkezli bu vakıf bu gün itibari ile mülkiyeti kendisine ait bir daireyi kütüphaneye çevirmiştir. Bu kütüphanede, Çerkesler’in tarih ve kültürüne ait her türlü bilgi ve belge toplanmaktadır. Vakıf, aynı zamanda genç araştırmacıları organize ederek Çerkesler hakkında bilimsel çalışmalar yaptırtmaktadır. İlaveten, çeşitli devletlerin arşiv ve kütüphanelerinden Çerkesler hakkındaki belge ve bilgiler derlenerek çevirileri yapılmaktadır. Çerkesler hakkında yayınlanan kitaplar kütüphanelere ücretsiz gönderilmekte, böylece Çerkesler’in Türkiye ve dünya ölçeğinde tanıtımının yapılması amaçlanmaktadır. Ayrıca küçük bir Çerkes müzesi kurma çalışmaları devam etmektedir. Velhasıl, kısıtlı mali kaynaklara rağmen, Çerkes kültürünü yeniden canlandırmak için çok merkezli, çok yönlü çalışmalar yapılmaktadır.

Adige-Abhaz Ayrışması

Çerkes Halkları dernekçiliğinde Adige-Abhaz ayrışması yukarıda bahsedilen ayrışmalara göre oldukça hassastır ve zarar verme potansiyeli yüksektir. Düzce-Adapazarı yöresi dışında, Adige-Abhaz ayrışması sosyal ortamlarda karşılıklı takılmalar ve şakalaşmalarla sınırlıdır. Söz konusu bölgede ise Adige-Abhaz ayrışması biraz daha derindir ve bu nedenle de Adige ve Abhazlar ayrı ayrı dernekler kurma eğiliminde olmuşlardır. Abhazya savaşı’nın başlaması ile tüm Adigeler, Abhazlar’la omuz omuza aynı cephede yer almışlar, diaspora yardımlarını koordine etmişler ve eşsiz bir dayanışma sergilemişlerdir. Bu birliktelik Kafkasya’da daha yaygın ve sıkı olmuştur. Abhazya savaşında ölen Kuzey Kafkas halkları arasında çok sayıda Adige vardır. Yani başta Adigeler olmak üzere tüm Kuzey Kafkas Halkları Abhazya topraklarının savunulması uğruna gözlerini kırpmadan ölüme gitmişlerdir. Bu dayanışma ile savaş kazanılmış ve Abhazya fiili bağımsız olarak günümüze kadar gelmiştir. Rusya Federasyonu’nun Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlıklarını tanımaları neticesinde, Abhazya’nın konumu daha da güçlenmiştir. Son zamanlarda yeniden belirginleşmeye başlayan Adige-Abhaz ayrışmasına atıfla, Abhazya’nın konumu güçlenmiştir ancak her şey bitmemiştir. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Rusya Federasyonu’na sürekli baskı yapmakta, tanıma kararını kaldırmasını istemektedirler. Diğer taraftan üçüncü ülkelere baskı yapılmakta, bu devletlerin Abhazya ve Güney Osetya’yı tanımaları engellenmektedir. Oyun büyük, oyuncular büyüktür. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığına bir blok halinde tüm Batı şiddetle karşı çıkmakta, şu an dahi Gürcistan’ı silahlandırmakta paraya boğmaktadırlar. Rusya Federasyonu milli çıkarları gerektirdiği için tanımıştır, ancak karşı blokun büyüklüğünü ve pazarlıkların devam ettiğini göz önüne alırsak, mevcut durumun korunup ileriye taşınabilmesi için diasporanın desteğine ihtiyaç vardır. Bu noktadan hareketle Abhazlar, Adigeler’in desteğine en az savaş yıllarındaki kadar ihtiyaç duymaktadırlar. Türkiye özelinde, Adigeler bu desteği vermeye dünden razıdırlar ve hiçbir ayrım gözetmeksizin ve karşılık beklemeksizin bu desteği hâlihazırda vermektedirler. Adige-Abhaz birlikteliği sen ben kavgasına kurban edilmemelidir. Abhazya’ya destekte, ben öncü olacağım, sen öncü olacaksın çekişmesine girilmemelidir. Adige-Abhaz çekişmesi, savaşta üstünlük sağlayan bir ordunun, henüz savaş kazanılmamışken yağma hararetine başlaması ve bu nedenle savaşı kaybetmesine benzemektedir. Eğer diasporadaki Abhaz aydınları, Abhazya’yı Adigeler’den çok sevdiklerini söylüyorlar ise ki bu doğaldır, o takdirde Adigeleri küstürmemek ve incitmemek uğruna kendi önceliklerinden taviz verebilmelidirler. Abhazya’ya ile ilgili meselelere sadece Abhazlar sahiplenmelidir, kıskançlığına girilmemelidir. Vatanın menfaati bireylerin menfaatleri ve öz benliklerinden her zaman daha üstün ve kutsaldır. Bu diğer milletlerde böyledir ve onun içindir ki bu milletler vatanlarının sahibidirler. Bizde de böyle olmalıdır. Aşırı ben merkezli davranışlar, Abhazya’ya destekten çok zarar verme potansiyeline sahiptir. Bunun böyle bilinmesi ve davaya zarar verme potansiyeli olan davranışlardan kaçınılması en öncelikli konu olmalıdır.

Kafkas Dernekleri Federasyon Gereklimi

Kaynakların ve emeklerin birleştirilmesi adına, Kafkas Dernekleri Federasyonu hep var olmalıdır. Çünkü dernekçilik yapan her kes bilir ki dernekte bir sekretaryanın oluşturulması, çalışan memurlarının bulunması şarttır. Bu günkü imkânlar ve beşeri potansiyelimiz ile tek bir derneğin bu külfetin altına girmesi mümkün değildir. Ancak çok sayıda derneğin maddi ve beşeri katkıları ile Federasyonun bünyesinde böyle kadroları istihdam etmek mümkün olmuştur. Ayrıca merkezi yapılanma, kültür emekçilerinin yetiştirilmesi ve onların ürettiği ürünlerin satılması, dağıtılması ve tüketilmesi için de gereklidir. Bir devlette bir müzisyen veya bir tiyatro sanatçısının yetişmesi için lise ve üniversite düzeyinde devlet destekli tahsil ve tahsil sonrası da iş imkânı gerekmektedir. Bir kültürün yaşatılması ve geliştirilmesi için yetişmiş sanatçıların, şairlerin ve yazarların bulunması şarttır. Peki devletlerin zorlandığı insan yetiştirme, eğitme ve iş sahibi yapma konusunda, devlet desteğinden yoksun olan bizler, birlikte hareket edemiyor isek bu işin üstesinden nasıl geleceğiz. Diğer yandan Kafkasya’daki cumhuriyetlerimiz ile ilişki kurulması, oraya iş adamlarının, öğrencilerin, turistlerin ve de yerleşimcilerin gönderilmesi gerekmektedir. Ayrıca, dil ve kültür konusunda tüm Çerkes toplumunun bilinçlendirilmesi ve eğitilmesi gerekmektedir.

Çerkes toplumunun yasal demokratik taleplerini seslendirecek, kendi devletimiz ve diğer devletlerle münasebetlerini koordine edecek, profesyonel kadroları içerisinde barındıracak bir yapıya ihtiyaç olduğu herkesin malumudur. Sözün özü, Kafkas Dernekleri Federasyonu güçlendirilerek devam ettirilmelidir. Bu arada, Kafkas Dernekleri Federasyonu ve ona bağlı derneklerden bağımsız veya habersiz yeni yeni dernekler açılacaktır. Bu da normal karşılanmalıdır. Çerkes köylerinin son 20 yıl içerisinde tamamen şehirlere taşındığını göz önünde bulundurur isek, Çerkesler’in artık şehirlere entegrasyonu tamamlanma aşamasına gelmiştir. Entegrasyondan sonraki aşama kimlik arayışıdır. Yani herkesin bir arayış içinde olduğu ve olacağı bir geçiş dönemi içindeyiz. Bu aşamada süreç doğru yönetilmeli, Kafkas Derneklerinin belirlediği ilkelerin, yeni yetişen kuşaklara öğretilmesine özel önem verilmelidir.

Son Söz
Eğer biz birlikte çalışmayı öğrenmez isek, bir ideal etrafında bütünleşmez isek ne mi olur? Hani şair demiş ya, “bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin?” O zaman, gerçekte görünen “bir ihtimal daha var!”

Kendin olmak, sonsuz olmak, ebediyen var olmak, kendini dünya gerçeğinin içinde var edebilmek, işte tüm özveriler bunun için. William Shakespeare’in dediği gibi; “olmak ya da olmamak işte asıl mesele bu”

17.03.2009
Çetin BORAN (MORAN)


bkd@bolukafkasdernegi.org